ETİKETLER

İçine doğduğum nesil iyi hatırlayacaktır; ilkokul ve sonrasında okul açılmadan defterlerimizi hazır etmeye çalışır, her bir ders için farklı defterleri düzenlerdik.

Bütün defterler için pırıl pırıl kaplama kağıtları alınır, defterler bir güzel o şık kağıtlarla kaplanırdı. Son detay ise defterlerin üzerine etiketlerini yapıştırmaktı.

Eğer defter kaplarımız aynı renkteyse ayırt etmek için…

Etiketler konusunda yazmayı düşünür düşünmez aklıma gelen bir görsel oldu, onu da yazının görseli olarak başa yerleştirip etiketleyiverdim 🙂

Aslında hepimiz, doğar doğmaz etiketleniriz;  hatta doğmadan önce.

Kız ya da erkek oluşumuz bile bir etiket oluşturur. Kız bebek için pembeler , oyuncak bebekler, evcilik takımları , erkek bebekler için maviler, arabalar, oyuncak askerler…   

ilk kelimeler etiketlerdir. Annenin manasını en derinden BİLEN bebek, anne sözcüğü ile o manayı eşleştirmeye başlar, sonra da devam eder: Ağaç, çiçek, kedi, köpek, masa, tabak, yemek, su…..

Bir süre sonra etiketler zenginleşmeye başlar: iyi, kötü, güzel, çirkin, ayıp, uslu, yaramaz….

Kısa bir süre içinde hangi etiketler (tanımlar) aile ve özellikle anne tarafından daha çok onay alıyorsa o etiketlere uygun tavırlar gelişmeye başlar.  Farkında bile olmadan, daha o etiketlerin ASIL MANALARI içerip içermediğini fark etmeden kıyafet gibi giyeriz onları. Niye ?

Çünkü o kıyafetleri ailemiz vermiştir, güvenlidir. Sorgulayacak bir yaşta bile değilizdir.  

Hareketli bir çocuk düşünelim, aktif, yerinde duramıyor, zeki. Ailenin ise bin türlü derdi var o sırada. Anne, baba çalışıyor , ekonomik sıkıntı içindeler ve evde çocuğun ablasının yanı sıra bakım vermeleri gereken bir de yaşlı nineleri var.

Anne çocuğun normal ihtiyaçlarına karşılık veremediği anda yapıştırıyor etiketi : “yaramazsın sen, yaramaz… Kötü bir çocuk oldun sen. Bak, filancanın çocuğu ne kadar uslu, zeki. Bir de sana bak..! işin gücün haytalık..! Kime benzedin bilmem ki.”

Ablası ise ergenliğe  adım atmış, tüm bildikleri sanki yanlış ve hayat çok ağır gibi geliyor, KENDİNİ yeniden keşfetme yolunda. Gönlü kaymış yaşıtı bir delikanlıya , kalp çarpıntıları ile ilk kez el ele tutuşmuş, hülyalarda, ayakları yerden kesilmiş. Evdeki sorumlulukları aklından uçup gitmiş:  yemek masasında istenen tuzluğu duymamış bile… ” Sen iyice aptallaştın. Ne biçim gençsin sen, konuşulanı da duymuyorsun artık. Sanki bu evde yaşamıyorsun. Geçen gün okuldan çağırdılar orada da notlar düşmüş, öğretmen dinlemiyor beni diyor. Zaten küçüklüğünden beri sakardın, yetmedi bir de aptallık çıktı başımıza”

Etiketler, etiketler…

Sonra, özdeğerinin farkına varamayan, güvensiz ya da sosyalleşemeyen ,iç dünyasında bin türlü boğuşma ile yaşamaya çalışan bireyler. 

Etiketler var oluşumuz için, aidiyetimiz adına bir çerçeve belirleyebilmemize yarar. Soyut kavramlar ile  duygularımızı yargılamaya dönüştüklerinde ise o çerçeveler kişisel hapishanemiz haline gelebilir. 

“Ben iyi bir çocuktum, şimdi de mutlaka iyi bir insan olmalıyım” dediğimizde- genel değerlerin ötesinde- kötüyü , kötü olabilme hakkı ve seçimimi dışladıysam eksik kalırım. Kötü olarak nitelendirdiğim durumları sorgulamadan reddedebilirim ve bu, kendi negatif duygularımı da dışlamayı getirir ki bu durumda GERÇEKTEN İYİ OLMA SEÇİMİMİ LAYIĞIYLA YERİNE GETİREMEM.

Sadece iyi ve kötü  arasında verdiğim bu örneği, günlük hayatımızda kullandığımız yüzlerce yargıya uygularsak ne olur? 

Yaşam, etiketler arasında GÜVENLİ gibi görünse de aslında demir parmaklıklar arkasındaki izleyici rolündeyizdir. Her bir parmaklık, bizim OLANa yapıştırdığımız etikettir. 

Bu, tohumlarını ailemizin attığı ve sonra kendi yarattığımız kişisel hapishaneden çıkış mümkün. 

İşte anahtarlar:

Önce günlük yaşamınızda verdiğiniz tepkilere, eleştirilere bakın; kendinizi izleyin.

Toplumun genel kabulüne göre değil, KENDİ KALBİNİZE göre 

Nelere iyi, güzel, hoş, diyorsunuz? O kişilerin yaptığını düşündüğünüz ve Kötü olarak nitelendirdiğiniz davranışlarında, onlara göre İyi, hoş, güzel olma olasılığı olamaz mı?

Aynı şekilde negatif etiketler için düşünün. 

Tüm bunların altında yatan dinamik nedir , bir düşünün. Herkesin “aidiyet adına” kendi iyileri ve kötüleri olduğu bir dünyada yaşıyorken “DOĞRU”YU nasıl bulacağız? 

Halil Cibran ın sözleri bize parlak bir anahtar sunuyor:

Yanlış ve doğru hakkındaki fikirlerimizin ötesinde bir alan var. Sizinle orada buluşacağım. Ruh, çimenlerin arasına uzandığında, dünyanın doğru-yanlış fikirlerinize ihtiyacı olmadığını göreceksiniz.

 

Kendi etiketlerinizi keşfettikçe, nedenlerine, kaynağına yaklaşırsınız. 

Kaynağını keşfettiğinizde, alternatiflerini fark edersiniz.

Alternatiflerini fark ettikçe , Diğerlerini anlamaya başlarsınız.

Diğerlerini anlamak için kulak kabarttığınızda, empati geliştirirsiniz.

Empati geliştikçe, hapishane duvarları yıkılmaya başlar.

Çünkü hepimiz, aynı dünyada, aynı yolda,  birlikte yürümeyi öğrenen yolcularız.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ‘nin sözleriyle nokta koyalım:

Yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir.
 
Kapı ardına kadar açıkken neden hapishanede kalırsın?
 
Eriyen kar gibi ol, kendini kendinle yıka!
 
Senin görevin aşkı aramak değil, ancak onunla aranda kurduğun engelleri aramak ve bulmaktır.

 

Sevgilerimle Dostlar.

 

20 Nisan Cumartesi/ İÇSEL EBEVEYNLERİ KEŞFETMEK

 

 

İçsel ebeveynler olarak tanımladığımız, ruhumuzdaki bir parçamız ile içimizdeki çocuğu destekler , yargılar, eleştirir, koruruz..
İçimizdeki çocuğa ebeveynlik yapan bu parçamızın MODEL ALDIĞI KİŞİLER tabii yaşamda bize bakım verip büyüten gerçek anne babamızdır.
Eğer onlar tarafından yeterince sevgi onay alarak büyüdüysek, kendimizle olan ilişkimiz de daha olumlu, yaratıcı , sevecen ve yapıcı olarak gelişir. Fakat çocuklukta yeterli destek, sevgi, onay göremeyip olumsuz koşullarda büyüdüysek , kendi içsel çocuğumuzun ihtiyaçlarını anlama ve cevap verme konusunda yetersiz kalırız.
Bu Çalışmada, “sistemik ve sanatsal bir yol izleyerek” içsel ebeveyn modellerimizi keşfe çıkarak onların içimizde yansıyan dilini tanıyacağız.
*kişisel ihtiyaçlarımıza ne derece cevap verdiklerini,
*yaratıcılığımızı nasıl şekillendirdiğini,
* adımlarımızı nasıl desteklediğini ya da desteklemiyorsa ipleri nasıl ele alacağımızı,
*Güvenme süreçlerimizi nasıl şekillendirdiğini
*Eleştirme, yargılama süreçlerinin temelinde yatan duygu durumlarını,
* Kısır döngüye giren çekişmeli duygu durumlarının çözüm anahtarlarını,
ve içsel ihtiyaçlarımız konusunda bir dolu farkındalık yaşayarak çözüm yolu keşfedeceğiz.

Tarih: 20 Nisan 2019 Cumartesi
Saat: 13.00 – 17.00

Kayıt ve Katılım
05357132521

www.darmanas.com

info@darmanas.com